Günümüzde neredeyse her şey için mücadele etmek zorundayız. Para kazanmak için, ev, araba almak için, çocuklarımıza iyi eğitim verebilmek için, çalışabilmek için, arkadaşlarımızla ilişkilerimizi koruyabilmek için, kendi işimiz varsa onu büyütebilmek için, kurumsal bir firmada çalışıyorsak orada devam edebilmek için…kısacası yaşayabilmek için sürekli bir mücadele içindeyiz. Beklentilerimiz olmayınca da ya suçu başkasına atıyoruz, ya kendimizi bunalıma sokuyoruz ya örgütlüyoruz ya da kabullenip sabrediyoruz veya mücadeleyi bırakıyoruz. Bence en bilinmezi ise sabır. Çünkü kimse sınırını bile tahmin edemez.

Mevlana Sabır

Bir yaşam koçu arkadaşımla muhabbet ederken söylediği bir cümle üzerine biraz düşündüm. “Biz insanlar gri alanları yani belirsizlikleri sevmiyoruz. Ya beyaz olmalı ya da siyah.” Kendimden örnek verecek olursam, kesinlikle haklı. Sevmiyorum arkadaşım, zaten dünyada benim dışımda gerçekleşen ve hiç bir şekilde değiştiremeyeceğim bir ton olay var kendi hayatımda da olursa nasıl yaşayacağım sorusunu soruyorum tabi ki 🙂 o yüzden de kendi hayatımızda eğer gri alan oluşuyorsa beyaz veya siyah cevabına ulaşana kadar zorluyoruz, yok cevap alamazsak durumu değiştiriyoruz. Nedeni tam net bilinmemekle birlikte insanoğlunun hep o belirsiz tarafın üstünde durma eğilimi ve onu çözüme ulaştırma çabası var. Sorun çözülürse veya istenilen noktaya gelinirse insan mutlu oluyor, tabi ki anlık bir mutluluk ama eğer çözülmez ise zaten depresyona doğru giden bir yolculuk başlıyor. Bu süreçte etrafınızda kimlerin olduğu oldukça önemli, eğer yanınızda gri tarafta kalmanızı sağlayan insanlar varsa ve bunu yönetemiyorsanız oldukça zor bir süreç sizleri bekliyor demektir. Ama ben herkesin mutsuzluğunu değiştirebileceğine inanan biriyim. Tercihlerimizle değiştirebiliriz, ne de olsa bizim hayatımız.

Hayatı bir masaya benzetirsek, belki biraz saçma bir benzetme oldu ama masaya benzetmemin bir sebebi var tabi ki :), masanın dört ayağı da bizim hayatımızdaki değerlerimizi, yani bizi temsil ediyor. Bir ayağı kariyer, iş diyelim, diğeri aile, diğeri sağlık, diğeri sosyal çevremiz olarak bakarsak bu dört ayağın da bir dengede durması gerekiyor. Zaman zaman masa dengesini kaybedebiliyor ve biz o dengeyi tutturmak için genelde sürekli sorun gördüğümüze yöneliyoruz doğal olarak ve diğerleri de dengesini ihmalden dolayı kaybediyor. İçlerinde tabi ki bir tanesi hepsinden çok öncelikli. Sağlığımız ile ilgili bir sorun olduğunda tüm sistem çöküyor ve diğer konuların hiç bir önemi kalmıyor. Ancak sağlığı sadece fiziksel olarak düşünmemek gerek, ruhsal olarak da kötüysek sistem yine çöküyor ki günümüzde özellikle psikolojik sorun yaşan kişi sayısı oldukça arttı. Bunu bir çok bilimsel yayın ile kanıtlayabiliriz.

Son zamanlarda o kadar çok anne baba görüyorum ki çocuğum sanatla, sporla uğraşsın diyen, hatta gerekirse çalışmasın zaten biz onun rahat yaşaması için gerekli birikimi yapıyoruz… Yani o kadar mı bıktık gerçekten? Hayattan zevk almıyor muyuz? Çok mu rutine bindi herşey? Gerçekten neden yaşıyoruz? Acaba çok mu zorluyoruz kendimizi? Çok mu ödün vermek durumunda kalıyoruz dengeyi tutturabilmek için?

Hayatta çok büyük yaşanmışlıklarım var mı diye soruyorum kendime? Olaya nereden baktığına bağlı olmakla birlikte o kadar da dramatik olaylar yaşamış saymıyorum kendimi, yani yanımda bir arkadaşım öldürülmedi mesela, veya savaşın ortasında kalıp sevdiğim insanları kaybetmedim… Evet sonuç olarak dünya da bunlar yaşanırken biz gerçekten kendi kafeslerimizde bazı şeyleri fazla zorluyoruz, kendimizi fazla önemsiyoruz ama aslında o kadar da önemli değiliz. Zaten o kadar önemli olmadığımızı ve önemli şeyler yapmadığımızı bir anlasak bence hayatı daha yaşanır kılacağız…

Dilara Fırat